Vişne Kiraz

Düşlerimin peşi sıra kendimi yollara vurdum

Posts tagged ‘photo’

Bir çizgi film, bir seyahat için ilham olur mu? Olur. Dreamworks yapımı Madagascar serisi bence Madagakaskar’ın gelmiş geçmiş belki de tek en iyi tanıtım aracı. Üniversite yıllarında izlemeye başladığım Madagascar animasyonlarını çok sevmiştim. Mizahı ve karakterleri bence efsane. Ayrıca Madagaskar ile ilgli o kadar güzel ve özel detaylar var ki Madagaskar gezimden döndükten sonra çizgi filmleri tekrar izledim ve seriyi daha çok sevdim. Mesela, King Julien belki de bir animasyonda yer alan tek lemur kral. Bu kadar etkilendiğim ve beğendiğim şeyler bende arzu uyandırıyor. New York’da Grand Central Terminal‘indeyken ya da Monako’da sahildeyken aklıma Madagascar çizgi filmi gelmişti. Hatta Monako yazımda da bahsetmiştim. Geçen mayıs ayında çok şükür adanın kendisine gitmek nasip oldu.

The Baobab Avenue

Hazırlık

Madagaskar çok büyük bir ada, dünyanın en büyük 4. adası, ve ulaşım zor. Kamboçya‘da tek başıma toplu taşıma araçları ile gezebilmişken Fransızca bilmiyorsan Madagaskar’da neredeyse imkansız. Fransızca bilsen bile zor. Türkiye’deki dolmuşlara benzeyen ama arkadan binilen ve orta kapıdan inilen taxi-be ile şehirler arası yolculuk yapmak mümkün. Muavin kapının arkasında ayakta ve aynen bizdeki gibi seyir halindeyken de kapı açılabiliyor. Yollar genelde iyi durumda ama tek bir tane yol var. 200km’yi sadece 4 saatte gidebildik, mora mora. Çünkü herkes yolun kenarında kâh yürüyor kâh at arabasının atsız halini çekiyor kâh bisiklet sürüyor. Köy merkezlerinden geçerken haliyle araç da yavaşlıyor.

Taxi-be

Toplu taşımadaki sıkıntıdan ötürü bir rehberle gezmek zorunda olduğum kanısına vardım. Rehber olmasa bile muhakkak özel bir 4×4 araca ve şoföre ihtiyaç var. Karşılaştığım çoğu turist de benim gibi 4×4 ile geziyordu Madagaskar’ı. Ben internetten bir kaç turdan kalacağım gün sayısına ve yapmak istediklerime göre fiyat aldım ve bir rehberle anlaştım. 17 günlük rotamı aşağıya harita şeklinde bırakıyorum. Yalnız çok aşırı iyi bir fiyata anlaşmışım, rehberim yolculuğumda baya pişman oldu ama yapacak bir şey yok. O yüzden pazarlık yapmalı muhakkak. Kalacağım duraklar, oteller, sabah kahvaltısı, benzin, şoför, milli park girişleri ve lokal rehberler ücrete dahildi. Ücretin yarısını Western Union ile gönderdim ve böylelikle ilk kez Western Union ile para göndermiş oldum. Kendimi para aklıyor gibi hissetmiş olabilirim biraz. Meğer Bangkok’daki sefaletimi (bkz. Bangkok’ta beş parasız) boşuna çekmişim, parasız kalınca Western Union Hızır gibi yetişebilirmiş.

Gitmeden eksik aşım var mı yok mu diye KLM Travel Clinic‘e uğradım. Ülkelere göre çok kapsamlı sayfaları var, en azından referans alınacak faydalı bir site. Madakgaskar için şuradan buyur Sevgili Okur. Hatta az önce T.C. Sağlık Bakanlığı’nın Seyahat Sağlığı sitesini buldum. Böyle bir sitemizin olması sevindirici, nedense beklemiyordum. Kilimanjaro’ya gitmeden yaptırdığım sarı humma aşım hâlâ geçerliydi. Hepatit A ve tetanoz aşılarımı seve seve oldum. Sıtma (malaria) için hap almadım. Kilimanjaro’da biraz kullanıp bırakmıştık. Bol bol sinek kovucu aldım yanıma. Bu sefer pis DEET maddesi yerine doğal olan CarePlus‘ın şu ürününü tercih ettim ve çok mutlu kaldım. DEET gibi dokunduğun şeyleri ve ojelerini mahvetmiyor, daha da önemlisi hem koruyor hem doğal. Madagaskar’da bulunduğum dönem kuru ve serin olduğundan sıtma riski azdı. Eğer yağışlı ve sıcak dönemde gideceksen sıtma hapı almakta fayda var.

Hastalıklardan uzak durmak için ayrıca gezim boyunca içme ve diş fırçalama suyuma dikkat ettim, çiğ sebze ve meyve yemedim. Bir de ne olur olmaz diye su arıtma aparatı aldım yine CarePlus‘tan (Note: Hey CarePlus, you can be my travel sponsor by the way! :)). Kullanmama gerek kalmadı çünkü kapalı şişede su satın almak mümkün.

Böyle kapsamlı hazırlık bilgi seansından sonra Madagaskar gezimin çarpıcı ayrıntılarına geçebilirim. Çok detay var o yüzden en etkilendiklerimi detaylandırdım. Eğer güzergâhtaki noktalarla ilgili sorun olursa bana aşağıda yorum kısmından yazabilirsin.

Çok özel! Lemurlar

Düşünsene Sevgili Okur, bir çok türü (endemik) sadece Madagaskar’da görebiliyorsun, dünyanın başka yerinde yok. Bunların en başında tabiiki lemurlar geliyor. Madagaskar’da maymun hiç yok. Lemurlar da başka yerde yok. Güzergâhımdaki ana lemur yaşama alanlarını aşağıdaki haritamda maymun ikonu ile işaretledim pek manidar oldu. Bu yerler: Ranomafana National Park, Anja Community Reserve, Isalo National Park, Zombitse-Vohibasia National Park, Andasibe-Mantadia National Park ve Vakona Reserve. Gece veya gündüz aktif bir çok farklı türde lemur var, her parkta neredeyse farklı cins lemurlarla karşılaştım. Andasibe’deki garip ve yüksek sesle bağıran sifakadan Anja’daki ring-tailed King Julien’e kadar gördüğüm bir çok lemur için referansım hep Madagascar animasyonu oldu. Zombitse’de gördüğüm normalde gece aktif olan aye-aye meğerse King Julien’in danışmanı Maurice imiş. Lemurlarla doğada yürürken kendi hallerinde karşılaşmak çok keyifli.

Vakona Reserve’de ise bir zamanlar doğadan alınıp evcilleştirilmeye çalışılmış sonra bu kurum  aracılığıyla doğaya geri döndürülmeye çalışılan lemurlar mevcut. Bazı iç güdülerini kaybeden bu lemurlar tamamen doğaya bırakılamıyor. Kedi gibi suyu sevmeyen lemurlar minik bir adada tutulmakta. İnsana maalesef alıştıkları için lemur adasındayken her turiste olduğu gibi benim de üzerime sıçradılar. Öyle şekerler ki mest oldum mest. Oradaki rehber muz verdiği içindi aslında bütün bu samimiyet. El gibi ayakları soğuktu. Tüyleri yumuşacık. Hele o bir sağa bir sola zıplaya zıplaya ilerlemeleri acayip neşeli. Lemurların kuyrukları sadece denge içinmiş, maymunların kuyrukları gibi  tutunmak için güçlü değiller.

Çok özel! The Baobab Avenue

The Baobab Avenue

Hayallerim gerçekleşti diye duygulandım ağladım The Baobab Avenue’ye vardığımda. Müthiş bir his. Baobab ağaçları heybetli ve büyüleyici. Kökleri 50-100 metre kadar öteye uzanabiliyormuş. Dişi ve erkek ağaçlar farklı. Gittiğim zamandaki dişi ağaçların yaprakları dalların üzerindeydi ama erkek olanlarınki dökülmüştü. Yolu doya doya yürüdüm. Sırf baobab ağaçları için bile gidilir Madagaskar’a. Baobab ağaçları devlet tarafından korunmakta ve gövdesi çok kullanışlı değil. Madagaskar’ın batı kıyılarında yaygın çünkü kuru orman habitatında yaşıyor. Madagascar çizgi filmlerinde baobab ağaçları atlanmamış.

Çok Özel! Tsingy de Bemaraha National Park

Ulaşımı en zor nokta burasıydı gezimde çünkü asfalt yol yok. 4×4 olmadan varmak imkansız. Taxi-be bile yok bu güzergâhta. 4×4 ile off-road deneyimim hiç olmamıştı. Değişik ve keyifli bir deneyim. Tabii yol olmayan yerde hiçbir şey yok. Madagaskar’ın gördüğüm en fakir bölgesi burası oldu. Çocuklar temiz içme suyu istiyor. Çok tuhaf bir his. Sadece elimdekini vermek ne kadar kalıcı olur ya da bir an temiz su içmek onların hayatını nasıl etkiler bilemedim. Aslında kısa vadeli çözüm yerine bir NGO’ya destek vermeyi düşünüyorum ciddi ciddi. İnanılmaz yüksek teknoloji (!) ürünü bir feribotla 2 nehir geçtik. Yol boyunca iki üç tane su içinden geçtiğimiz zorlu su birikintileri de oldu. Bunlardan birinde oralı insanlar suyun içine taş, tahta vs. kullanarak yardımcı oldu ama bahşiş de istediler. Onlar da böyle gelir kapısı açmışlar kendilerine.

Feribot

Tsingy de Bemaraha National Park‘ı kuvvetli yer altı sularının erezyonu sonucu oluşmuş çok sivri kayalıklarla kaplı. Yalın ayakla yürünmez anlamına gelen tsingy bu milli parkın adı ve UNESCO koruması altında. Park girişi için bilet ve zorunlu rehber Bemaraha’dan alınıyor. Akabinde önce nehir kıyısında bir ağacın kovuğundan oyulma sal ile nehir geziliyor, sonra Bemaraha’ya gelip 1 saat araba yolcuğundan sonra esas parka varılıyor. Bunca mesafeden sonra merak ettim kim bu doğa harikasını nasıl bulmuş. Çok izbe bir yer. Bu vesileyle hayatımda ilk kez primary forest içinde yürüyüş yapmış oldum. Kamboçya ya da Kosta Rika gibi egzotik yerlerde bile hep secondary forest görme fırsatım olmuştu. Hep merak etmiştim hiç primary forest görebilecek miyim diye. Onun için neredeyse 5 güne yaklaşan bir yolculuk (gidiş-dönüş) gerekliymiş. Harness (tırmanış kuşamı) ile tsingy gezisi başlıyor. Çok dik, dar ve sivri yerler var ve geçerken kendini halata bağlayıp ilerlemek gerekmekte. Keyifli bir parkur. Hem yükseldik hem alçaldık. Yeri geldi kayaların altından süründük yeri geldi ağaçta uyuyan lemurları izledik. Asma köprü ve panaroma noktasının manzarası muhteşemdi. Öğle yemeği için mola verdiğimizde orman faresi görmesem de olurdu.

Tsingy de Bemaraha National Park

Isalo National Park

Gördüğüm milli parklar içinde Tsingy’den sonra en etkilendiğim Isalo oldu. Gran Canyon ya da Monument Valley’i henüz görmesem de Isalo National Park vadisi biraz o manzarayı anımsattı. Kurak ve sessiz durmasına rağmen çok farklı türde bitki ve böcek gördüm. Elephant foot plant, Napoleon’s hat flower, rainbow milkweed locust, stick insect aklımda kalanlar. Stick insect’leri bulundukları bitkinin dalından ayırt etmek neredeyse imkansız. Ha bir de Kraliçe’nin düşmanlarını öldürmek için kullandığı zehirli bir ot vardı. En sevdiğim yerel rehber Nirina bu ottan bahsettikten sonra başkentteki Queen’s Palace’ı da muhakkak görmemi önerdi. Tsingy’de olduğu gibi eskiden yerel insanlar ölülerini tepedeki kayaların içine bırakırlamış. Yerel meyve rumları ile süren cenaze merasimleri ilginç hikayelerden. Kamp yerinden ilerleyince dere kıyısından minik şelaleye ulaştık. Dere kıyısı bir anda tropik bir ortam oluşturdu. Kumlu palmiyeli. Sandviçlerimizi burada yedik.  Bu parkta ring-tailed lemurların yanında 1 tanecik kalmış white-sifaka gördük. Rivayete göre bu parkta çıkan yangın bu lemurun ailesi ölmüş ve tek kalmış. Farklı lemur cinsleri birbirleri ile aile kurmadıklarından bu zavallı çok yalnızdı. Yüzünde öyle bir hüzün vardı şam şeytanı ring-tailed lemurların aksine. Bilmem belki hikayeden etkilendim.

Antananarivo

1000 tane köy demekmiş bu uzun isimli başkent. Ama kısaca Tana derler. Son günümde Tax ve Dadah kardeşler beni Queen’s Palace‘a götürüp kısa bir şehir turu attırdılar. Kırsalın aksine başkent Tana pek tekin değil. Tek başına gezmemek gerek. Polis bile Tax’e fotoğraf makinamı çantamın içine koyma konusunda uyardı. Başbakan karşıtı gösterilerin olduğu yerden geçerken biraz daha dikkat ettik. Eski başbakanı halk çok seviyormuş ve şimdiki başbakan Aralık 2018’deki seçimden önce sistemi değiştirmeye çalışıyormuş. Bir de yolsuzluğu açığa çıkaran belgeseller açığa çıkmış. Zombitse tarafına giderken geçtiğimiz İlakaka bölgesinde cevher arama lisansı hep büyük paralar karşılığı Hindistan, Pakistan gibi yabancı şirketlere veriliyormuş. Şimdi bu insanlar kendi ülkelerinin zenginliğinden faydalanamayıp bir de köle gibi yabancılar daha çok kazansın diye az maaşlara zorlu şartlarda çalışıyorlar. Tanzanya’da gözlemlediğim aynı köle mantığı burada da sürmekte maalesef. Ben bile kısa sürede düzgün gitmeyen şeylere kızmışken halkın isyan etmesi çok normal. En azından kendi zenginlikleri kendilerini kalkındırmalı. Queen’s Palace’ın hemen yanında Musée Andafivaratra da kısa bir Madagaskar tarihi için görmeye değer. Bu tepedeki manzara oldukça güzel. Biz buradan aşağı doğru yürüdük. Eski bir yerleşim yeri ve keyifli başkent insanları arasında yürümek. Biz varlıklı bir ailenin kilisedeki düğününe denk geldik mesela. Öğle yemeği için istasyonun yanındaki restoranı tercih ettik. Genelde turistler takılıyor, iç tasarımı ve menüsü güzel.

Bu arada Tax şoförümün Dadah’ın kardeşi. Benim kendi rehberimle gezimin son zamanına doğru çıkan sıkıntıdan ötürü hem beni korudular hem de bu başkentteki yürüyüşte benzin masrafı dışında bir şey talep etmediler. Tax gayet iyi İngilizce, Fransızca ve az biraz İtalyanca konuşuyor. Madagaskar rotaları konusunda da oldukça bilgili ve deneyimli. O yüzden Madagaskar’a giderseniz gönül rahatlığı ile Tax’i önerebilirim. Dadah keşke İngilizce bilse kesinlikle onu söylerdim (Tax, sorry but Dadah is still my number 1 ❤, ha ha!).

Panaroma – The Queen’s Palace

Rotam

Sonuç olarak

Madagaskar gezimde bir kez daha gördüm ki mutlu olmak için çok bir şeye ihtiyaç yok. Hem o kadar fakir hem o kadar mutlu başka bir millet görmedim. Dert olmayacak o kadar fazla şeyimiz var ki. Şükürsüzüz Sevgili Okur! Temiz içme suyu ve elektriğin olmaması bile Malagasy‘leri mutsuz edemiyor (Madagaskar halkına Malagasy denmekte. Ne kadar doğru bilmiyorum ama duyduğuma göre Almanlar kelimeyi yanlış telaffuz ettiği için böyle Madagaskar kökünden başka bir isim kullanılmakta). Öyle kahvehane köşelerinde aylak oturan Malagasy de yok. Herkes çoluk çocuk sabah gün doğumundan gün batımına kadar çalışıyor. Büyükşehir insanı spor salonlarında sixpack yapacağım diye kasarken Madagaskar sixpack’li insanlarla dolu. Fakir olmalarına rağmen açlık sınırı olmadığından ve çalıştıklarından güçlü bir vücuda sahip oluyorlar doğal yöntemlerle (çalışarak). Bir başka çıkarım ise oldukça sabırlı olmak. Yokluk içinde ellerinden geleni yaparak birbirine destek olan Malagasy’lerin aynı Tanzanyalılar’ın pole pole‘si gibi mora mora‘sı var. Yavaş yavaş ya da rahat ol demek. Şoförüm Dadah çok hatırlattı bana bunu. Yolda kaç kez tekerlek patladı, araba bozuldu, başka aksilikler oldu. Kızsan da kızmasan da sonuç değişmiyor. İnsanların çabası bir çok şeye olan tutumu değiştiriyor. Hayatın zorluklarına karşı mora mora bir yaşam şekli, Malagasy’ler birbirlerine karşı çok anlayışlı ve yardımsever. Yeşil ışık yanınca saniyelerle geciken araca korna çalmıyorlar mesela. Aklımda kendine özgü doğası, birbirinden şirin lemurları, baobab ağaçları, güzel insanları ile yer etti Madagaskar.

Bir sonraki hayalim Namibia! Yeni iş değiştirdiğim için izinlerimi yeni yöneticimle konuşmam gerek. Bana şans dileyin :)

Mora mora hayallerimize 🥂

Diğer fotoğraflar, videolar ve hikayeler için instagram’dan #visneinmadagascar etiketine bakabilirsin.

Vişne Kiraz
Mayıs 2018
(Amsterdam, Haziran 2018)

Not: 17 gün gezince anlatacak ne çok şey birikmiş.

2 Yorum

Baştan belirteyim: kesenin ağzını açmayacaksan bu yazıyı okuma Sevgili Okur! Böyle bir giriş yapmak istemezdim ama gerçekleri baştan söyleyeyim de seni boşuna heveslendirmeyeyim. Bugüne kadar en masraflı geçen seyahatlerimden biri oldu. Ben de öyle çok zengin olduğumdan değil Galapagos Adaları‘nı doğası bozulmadan dünya gözüyle görmek istediğimden saçtım bütün paramı bu gezimde. Vahşi doğayı kendi ortamında görmek isteyince fiyatlar aşırı uçuyor. Bunu Kilimanjaro tırmanışı sonrası çıktığımız safaride de deneyimlemiştim. Pahalılık gerçeğini kabullendikten sonra her şeyi unutup doğanın tadını çıkartmak harikaydı. Özellikle hayvanlarla milli park ya da hayvanat bahçesi olmadan kendi doğal ortamlarında anlar paylaşmak kelimelerle anlatılmayacak kadar eşsiz bir duygu.

Sümüğünü sevsinler

Havaalanından Puerto Ayora’ya doğru

Darwin Adaları olarak da bilinen adalar anakaradan 1000km uzakta. Her şeyden bu kadar uzak olunca ister istemez bölgeye has türleri doğal olarak sadece burada görmek mümkün. Uçak ile adanın üzerine ilk yaklaşmaya başladığımızda bu çölde nerede bu kadar tür diye düşündüm. Galapagos’un bence en çarpıcı yanı barındırdığı bu tezatlıkta. Volkanik adanın kuraklığında bir çok tür yaşamakta. Ben Galapagos Adaları’nı ziyaretim boyunca Santa Cruz Adası‘nda kaldım. Adalar arası mesafe fazla ve masraflı olduğu için Santa Cruz’a gelip San Cristóbal‘den dönmek mantıklı bir tercih olur. Santa Cruz’da bulunan Baltra Havalimanı 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikalılar tarafından kullanılmaktaymış. Bu havalimanı da aslında Santa Cruz’un hemen dibinde bir adada. Ekolojik dengeyi korumak için böyle bir yer seçilmiş. Bugüne kadar gördüğüm en minimal ve doğa dostu havalimanı burasıydı. Adanın ekolojik dengesinin bozulmaması için hem Ekvador’dan uçağa binmeden önce hem de Galapagos’a inince valizler kontrol edilmekte. Galapagos’ta eğitimli bir kurt köpeği bütün valizleri koklayarak gerçekleştirdi bu kontrolü. Ben hala sert plastik valizimi nasıl kokladı ve kontrol etti anlamış değilim.

Ohmmmmm!

Santa Cruz adasında havaalanından Puerto Ayora’ya doğru gidince 3 farklı iklim bölgesinden geçiyormuşuz. Çöl, tropik ve yarı tropik. Özel bir araç tuttuğumuzdan havaalanından şehre giderken Los Gemelos‘da manzarayı izlemek için durduk. Los Gemelos volkanik bir olay sonucu değil çökme yüzünden oluşmuş 2 büyük krater aslında. Adanın en yüksek bölgesinde olduğu için iklim ve bitki örtüsü oldukça tropik. Bu duraktan sonra lava tünellerinin ve dev kaplumbağaların olduğu Reserva El Chato‘ya geçtik. Rehberimizin dediğine göre buradaki kaplumbağalar 2. Dünya Savaşı’nı görmüşler. Ben kaplumbğaların gözlerini Game of Thrones‘da ölülerin gözlerine örtülen gözlere benzettim. Buradan ayrılmadan ölmüş kaplumbağa kabuklarının içine girerek fotoğraf çekilmek olmazsa olmaz turistik hareketlerden.

Dev tosbağalar ve gözler

Otellerimize geçip soluklandıktan sonra uzuuun bir yürüyüş sonrası Tortuga Bay‘e vardık. Yol boyunca sıralanan kaktüsler o kadar devasa bir hal almış ki gövdeleri çam ağacı gövdesine dönüşmüş. Yani ağrısız sızısız kaktüse sarılmak mümkün şu hayatta! Tortuga Bay rengi ve uzunluğu ile çok güzel bir kumsal. Umulduk umulmadık her yerdeki iguanalara çok güldüm. Bence çok komik bir güneşlenişleri var. Baş yukarı doğru boyun dik. Mağrur güneşlenmek bu olsa gerek :) Bir de grup halinde güneşlenme huyları var. Niyeyse? Tortuga Bay’de su kapmlubağası göremedim, o yüzden adı Iguana Bay olarak değişmeli. Kumsaldaki her karartı bir iguana olabilir.  Tortuga Bay’in sonuna kadar gittikten sonra arka tarafta kalan lagunda yüzmek iyi geldi. Hiç anlam veremediğim ayakta durularak yapılan paddle board kiralayan biri vardı burada. Etrafta bundan başka bir şey olmadığı için su vs. tedbirli yola koyulmak gerek Tortuga Bay’e giderken.

 

Bartolomé Adası

Burası Darwin’in adaları olduğundan Darwincim de arkadaşlarının isimlerini vermiş adalara. Bartolomé de Darwin’in kankalarından biriymiş. Bartolomé Adası yeryüzü şekli olarak oldukça ilginç bir yerdi. Lava patlaması suyun altında olduğu için etraftaki kayaların üzerinde bir sürü minik kabarcıklar deliklere ve su altı bitkileri de kaktüsümsü kara bitkilerine dönüşmüş. Mavi ile kahverenginin ilginç bir kontrastı vardı burada.

Isabela, Pinzón ve ada sakinleri

Galapagos’un bence en güzel yanı canlıların koruma altında olup avlanmamasından ötürü oluşan insandan korkmama tavırları. Çok rahatlar ve her yerdeler. Mesela bir pelikanın yanından geçerken ben nasıl merakla ona baktıysam o da aynı şekilde bana baktı. Foklar her yerde. Sanki onlar adanın asıl sakinleriydi. Puerto Ayora’da limanda bankta uyuyanları bana en ilginç gelen görüntülerden oldu. Rahatı bulmuş, balık avlamaya da gerek yok. Bank da konforlu! Isabela Adası‘nda köprü kapatanları bile vardı. Isabela Adası’nda blue footed bobby, flamingo, su kaplumbağası, pelikan, köpek balığı, yunus, penguenfok balığı, rengarenk balıklar görmek mümkün. Erkek fok balıkları baya vahşi ve çok acayip sesler çıkartmakta. Yanı başıma gelip neşeli yüzen penguenin o coşkusunu o anı ne zaman hatırlasam içimde yaşıyorum.Su kaplumbağalarının nefes almak için kafalarını çıkartmasını gözlemleyip evlerini bulmam ve suyun dibinde dedikodu yaptıkları ana dakikalarca şahit olmam doyamadığım anlardan. Pinzón Adası ise ayak basılmayan bir ada. Oraya giderken gördüğüm kaya oluşumları ve renk geçişleri büyüleyiciydi.

Pinzon’a giderken saklanmış foklar

Galapagos’da dalış

Galapagos’da büyük deniz canlıları ile yüzmeyi iple çekiyordum. O kadar yol gelmişim çekiç başlı köpek balığı (bkz. hammerhead shark) ve beyaz burunlu köpek balığı (bkz. whitetip shark) ile yüzmeden olmaz. Gel gelelim Galapagos’da en üzüldüğüm şeylerden biri dalışın günlük 150 USD olması oldu. Aynı paraya 5-6 kez dalardım Koh Tao’da mis gibi. Hal böyle olunca bir gün dalış yapabildim. Çok şükür tek daldığım günde hem bahsettiğim iki köpek balığı tür ve mobula ile yüzdüğüm için çok şanslıydım. North Seymour‘da daldık. Dalışın başı oldukça sıkıcıydı. Kumlu bir rotada bir müddet ilerlerken bir anda köpek balıkları görünmeye başlayınca oldukça heyecanlandım. Aslında bence köpek balıkları da heyecanlı ve bir o kadar meraklıydı. Keşif bakışma derken zaman nasıl geçti anlamadım bile.

Ah mümkünse dalışı Güney Doğu Asya’da öğren. Hem uygun hem de suyun sıcaklığı, su altı faunasının zenginliği oralarda farklı. Bu arada teknedeki grup da fiyatlar böyle olunca çok kokoştu. Nerede Asya’daki kafa dengi turistler diye hayıflandım. İlla Galapagos’da dalış öğreneyim dersen 600 USD fiyatı. Aynı PADI kursu için Tayland’da 200 USD ödemiştim. Şunu da belirtmeden geçmeyeyim: fiyat böyle olunca ekipman vs. hiçbir şey taşıtmıyorlar tabii. Herkesin ekipmanını kendileri kurdu. Hiç öyle öğrenmedim ben. Sonuçta benim ekipmanım, benim kontrol etmem gerek. Ama bu da servise dahil. Bu da böyle bir tecrübe oldu.

Notlar:

  • Galapagos Adaları’na giden uçağa binmeden önce Galapagos giriş ücretini ana karadaki havaalanında 20 USD, Galapagos’a varınca da 100 USD olarak iki parça şeklinde ödenmekte. Check-in’e valizi  vermeden önce valizin güvenlik görevlisi tarafından mühürlenmesi ve makbuzu göstermek gerekiyor.
  • Oteller kahvaltı dahil 25-30 USD civarı. Yemek de 7-10 USD arası. Esas pahalı olan şey aktiviteler. Aktiviteler için kişi başı günlük en az 100 USD’yi gözden çıkartmalısınız.
  • Puerto Ayora’da restoranların sıralandığı bir cadde var. Taze deniz ürünlerini oldukça uygun fiyata yemek mümkün. Ben çok sevdim.
  • Skyscanner’da arama yaparken karşıma Tame Airlines çıkmamıştı. Mevcut diğer havayollarından kat kat daha ucuz.
  • Başka bir adada tura katılacaksanız ayrılmadan önce tur şirketinin size renkli bir etiket yapıştırması gerekmekte. Benim başıma talihsiz bir olay geldi bununla ilgili. Tur şirketindeki adam üç kağıtçı çıktı. Adam sabah benimle limanda buluştu ve Isabel’a adasına giden bota bindirdi. Yaklaşık bir saat sonra Isabela Adası’na vardığımda beni karşılayan kimse yoktu. Beni en çok üzen tek seçenek öğleden sonra 3’te dönebiliyor olmak ve o gün başka hiçbir şey yapamayacak olmak oldu en başta. Oradaki başka bir tur görevlisi ile konuşup üzgün halimi de görünce adamcağız sağolsun beni ücretsiz kendi grubuna kattı ve günün tadını çıkartmam konusunda tembih etti. O amcayı ve Arjantinli Natalie ve Mariano’nun empati içerisinde beni kucaklamalarını hiç unutmayacağım. Döndüğümde polise gitmemden korkan tur görevlisi beni limanda karşılayıp bin bir yalan söyledi. Aklında bulunsun derim.

Bundan sonra hep iguanalar gibi güneşlendiğimiz, penguenler gibi neşeli yüzdüğümüz nice güzel seyahatlere ilham olsun bu gezi!

Daha fazla fotoğraf için instagram etiketim #visneingalapagos .

Vişne Kiraz
Ocak 2017
(Amsterdam, Nisan 2017)

6 Yorum
%d blogcu bunu beğendi: